Lead kampanyalarında en sık yanılgı şudur: "Çok ucuza çok lead geldi, harika." Ama o lead'lerin hiçbiri satışa dönmüyorsa, ucuz lead aslında pahalı bir başarısızlıktır. Lead üretiminde asıl mesele hacim değil kalitedir. Bu yazıda lead kalitesini nasıl ölçeceğinizi anlatıyorum.
CPL (Cost Per Lead), lead başına maliyettir ve cazip bir metriktir çünkü düşürmesi kolaydır. Ama tek başına yanıltıcıdır. 20 liraya 100 lead toplayabilirsiniz; ama bunların hiçbiri nitelikli değilse, satışa dönmüyorsa, o 2.000 lira boşa gitmiştir. Oysa 80 liraya gelen 25 kaliteli lead'in 10'u satışa dönüyorsa, çok daha kârlıdır.
Lead kalitesinin gerçek ölçüsü, lead'lerin ne kadarının satışa döndüğüdür. Bu orana lead-to-sale (veya dönüşüm) oranı denir. Yüksek hacimli ama düşük dönüşümlü lead kaynağı, düşük hacimli ama yüksek dönüşümlü kaynaktan kötüdür. Hacme değil, dönüşen lead'e bakın.
En doğru metrik, "bir satışa dönen lead'in gerçek maliyeti"dir. Yani CPL'i değil, CPA'yı (satış başına maliyeti) hesaplayın. 100 lead × 20 lira = 2.000 lira harcadınız ve 5 satış geldi → gerçek edinme maliyetiniz 400 liradır, 20 lira değil. Bu rakam, kampanyanın gerçek verimliliğini gösterir.
Lead kalitesinin performans sistemindeki yerini performans pazarlama rehberinde, CPA yorumunu ayrı bir yazıda ele aldım. Lead kampanyalarınızın kalitesini artırmak için danışmanlık kapsamında çalışabiliriz.
Hayır, ucuz ve kaliteli olabilir. Sorun ucuzlukta değil, kaliteyi göz ardı etmekte. Her zaman lead-to-sale oranıyla birlikte değerlendirin.
Satış ekibiyle geri bildirim döngüsü kurun: hangi kaynaktan gelen lead'ler satışa dönüyor? Bu veri olmadan kaliteyi ölçemezsiniz.
Denge meselesi. Çok kısa form çok ama niteliksiz lead, çok uzun form az ama nitelikli lead getirir. Birkaç nitelendirici soru çoğu iş için iyi dengedir.